'Eskiden buralar hep portakal bahçesiydi' dediğin yerlerde sakil siteler, 'Lan olm biz burda denize girerdik' dediğin yerlerde de 'Adnan Menderes Bulvarı' var. Asarız da, severiz de lannnn!
Yemekler şahane ama... Herşeye bok atacak değilim. Yayla lezzet turu için Mersin iyi bi alternatif. Tantuni, ciğer, kebap, künefe, haşlama içli köfte, fellah köftesi, yüksük çorbası, dikenli incir, takmatik zincir... Ne ararsan diyorum yaa... Nefis.
Yazın muhabbetlerin 'Lan nasıl bi sıcaktır arkadaş' ekseninde geçtiği Mersin'in sıcağını teşbihlerin teşbihi, benzetmelerin en şahanesi 'gavur ..mı gibi yanıyo' bile betimlemeye yetmez. 'Her eve bir klima' lüksü, Mersin'de yerini 'Her odaya bi klima' aymazlığına bırakmıştır. Çocukken henüz o refah seviyesine gelememiş hanemizde salon camını süsleyen tek bir klimamız vardı. Ve biz öylesine sosyetik öylesine aristokrattık ki kendisine kısaca 'air condition' derdik. Tüm yaz boyunca salona yer yatağı yapar, baba kanepede, anne-çocuklar yer yatağında yatar, yaşam mücadelesi verirdik. Diğer odalar öyle sıcak olurdu ki çişimi tutar, tuvalete mümkün mertebe az giderdim.
'Asfaltta yumurta pişirmişler' klişesini ilk duyduğumdan beri değişen pek bişey yok... Şahsımın uzuvlarını tenzih ederim...
'Mersin is a big city with a population of more than one million...' der gururlanırdık İngilizce derslerinde.
İdman Yurdu maçlarında davullu zurnalı Lambada çalar, hakem lan bacın var mı bacınn?? diye haykırırdık.
Adana'ya gıcık olur sebebini bilmezdik.
Kar görmeye yaylaya çıkar, dönüşte kaputa kar istifler, dosta düşmana nispet yapardık.
Su sporlarında atak, kış sporlarında bitik, ikili ilişkilerde kütük, ne güzel çocuklardık....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder